top of page

Kadın Çalışmaları Literatürüne Yeni Bir Katkı

Sosyal Sürdürülebilirlik Perspektifinden Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk

Sosyal Sürdürülebilirlik Perspektifinden Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk adlı yüksek lisans teziniz yayınlandı, öncelikle emeğinizi tebrik ederiz.

Kadın Çalışmaları Literatürüne Yeni Bir Katkı

Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik sosyal sorumluluk çalışmaları üzerine bir çalışma yapmaya nasıl karar verdiniz?

Sosyal sorumluluk konusu her zaman hem bireysel hem de profesyonel yaşamımın bir parçası oldu.


Çevre, çocuklar ve hayvanların korunmasına olan bireysel çabalarımın yanı sıra çalışma hayatında yürüttüğüm tüm çalışmalarda sosyal sorumluluk anlayışını daima gözettim, bulunduğum şirketlerde bu konunun benimsenmesi adına çalıştım.


Halkla ilişkiler alanında yüksek lisans eğitimine başladığımda da aklımda “iletişim alanında sosyal sorumluluk adına ben neler yapabilirim, işimi yaparken bu konuda nasıl daha fazla fayda yaratabilirim, kendimi nasıl geliştirebilirim” soruları vardı.


Yüksek lisansta ders aldığım sevgili hocam Prof. Dr. Ebru Özgen’in kurumsal sosyal sorumluluk alanındaki araştırma ve çalışmaları bana ilham oldu. Önce seminer projemi “Toplumsal Sosyal Sorumluluk Alanına Kurumsal İletişimin Katkısı” başlığıyla hazırladım. Yaptığım araştırmalar beni tezimde de sosyal sorumluluk alanında ilerlemeye yönlendirdi. Ancak biliyorsunuz sosyal sorumluluk alanının pek çok boyutu var. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusuna ilgi duymam ise üniversiteden sınıf arkadaşım sevgili Aylin Löle sayesinde oldu.


Onun eşitlik bilincinin yaygınlaşması için duyduğu heyecan, bu bilincin kalıcı bir kültüre dönüşmesi için yürüttüğü çalışmalar ve tabi Awen for Us’ın kuruluş hikayesidir beni bu alana çeken.


Sizce toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları literatürü ülkemizde önemseniyor mu, yeterli mi? Böyle araştırmalara yönelmek ve desteklemek neden önemli?

Türkiye’nin toplumsal cinsiyet eşitliği karnesi oldukça zayıf ve son derece ihmal edilmiş bir konu maalesef. Tez araştırmasına başladığımda ise halkla ilişkiler alanında akademik olarak bu konunun daha önce hiç ele alınmamış, tez çalışması hazırlanmamış olduğunu gördüm. Araştırmamda yeterli kaynağa erişememe riski vardı buna rağmen, ülkemizde yaşanan eşitsizlik sorununun boyutları beni bu alanda devam etmeye ve elimden gelenin en iyisini yapmaya itti.


Toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmalarının akademik boyutta ele alınması 90’lı yıllarda üniversiteler kapsamında kurulan “kadın çalışmaları araştırma ve uygulama merkezleriyle başlamış. Yani ülkemizde bu konuya dair literatürün geliştirilmesi sadece 25 - 30 yıllık bir geçmişe sahip. Avrupa’daki çalışmalar ile karşılaştırıldığında bu süreyi ve yürütülen çalışmaları tabi ki yeterli görmek mümkün değil.


Ben tez araştırmam sırasında Ankara Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi gibi üniversiteler tarafından kurulan “toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın çalışmaları merkezlerinin ürettiği çok sayıdaki kaynaktan yararlandım. Ayrıca örnek olarak incelediğim şirketlerin eşitlik çalışmalarında yine bu üniversitelerin eşitlik platformlarından destek aldıklarını gözlemledim.


Eşitlik konusunda çalışma yapmak isteyen şirketlere, bilgi ve araştırmalarıyla destek olabilecek bu merkezlerin varlığı, sorunlara kalıcı çözümler bulunması ve sosyal sürdürebilirliğin sağlanması açısından son derece sevindirici ve umut verici. Özellikle merkezlerin yaptığı araştırmalar güncel sorunların ortaya konmasını, konunun çeşitli boyutlarıyla gündeme taşınmasını ve çözüm için hareket geçilmesine katkı sunuyor.


Cinsiyet eşitliğinin “çarpan etkisi”nden bize biraz bahseder misiniz? Kadınların iktisadi yaşama katılımı, yoksulluk sorunu ve sürdürülebilirlik arasındaki bağlantıyı sizden dinleyebilir miyiz?

Bugün insanlık hem bireylerin hem de kurumların toplumsal sorunlara dair sorumluluklarını yerine getirmelerini zaruri kılan büyük bir sınavdan geçiyor. Tüm dünyayı derinden etkileyen, insanlığı tehdit eden sorunların en başında yoksulluk gelmekte. Küresel boyutta etkileri olan yoksulluk, açlık, sağlık sorunları, işsizlik, eğitim sorunları, çevre sorunları, eşitsizlik ve adaletsizlik gibi pek çok konuyu da beraberinde getirmekte.


Yoksullukla etkin mücadele edilmesi ve sorunun çözümü ancak konunun küresel boyutta ele alınmasıyla mümkün olacaktır. Bu konuda yapılacak sosyoekonomik ve siyasal iyileştirmeler toplumsal kalkınmanın da yolunu açacaktır. Dünya liderlerinin Birleşmiş Milletler organizasyonuyla bir araya gelerek derinleşen sorunlara daha net çözümler geliştirmek üzere geliştirdiği Sürdürülebilir Kalkınma için Küresel Amaçlar’ın önceliklendirdiği üç ana konu; aşırı yoksulluğu sona erdirmek, eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele ve iklim değişikliğini düzeltmektir.


Bu üç önemli işi başarmak için 17 küresel amaç üzerinde uzlaşma sağlanmıştır.


Kurumların sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk alanlarını belirlemesine de rehberlik eden Küresel Amaçları’ın sloganı “Hiç kimseyi arkada bırakmamak” olarak belirlenmiştir. Sürdürülebilir Kalkınma için Küresel Amaçlar’ın 5. maddesi olan toplumsal cinsiyet eşitliği, “toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak, kadın ve kız çocuklarını güçlendirmeyi” amaçlamaktadır.


Dünya liderlerinin önem ve aciliyetle çözüm sağlanması gerektiğini belirttiği eşitsizlik sorununun boyutları pandeminin de etkisiyle derinleşmiştir. İş gücü, istihdam ve ekonomik alanda yaşanan eşitsizlikleri, eşitsizlik boyutunun yoğun yaşandığı eğitim, sağlık ve şiddet konuları takip etmektedir.


Global araştırmalar ve endeksler göstermektedir ki hem dünya genelinde hem de ülkemizde çalışma hayatında kadının istidamı hızla azalmakta, toplumsal cinsiyet eşitsizliği göz ardı edilemeyecek boyutlara gelmektedir.


Sürdürülebilir kalkınma için en önemli koşul üretim faktörlerinin en yüksek seviyede ve verimlilikte kullanımının sağlanmasıdır. Üretim faktörleri arasında önde gelen işgücünün dünyadaki dağılımı için Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi raporlarına bakıldığında, erkeklerin lehine dengesiz bir dağılım olduğu görülmektedir. Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) “Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi Raporu 2021”e göre; COVID- 19 pandemisi öncesi cinsiyet eşitsizliğinin 99,5 yıl içinde son bulması beklenirken, bu hesaplamanın pandemide bir nesil daha geriye giderek 135,6 yıla çıktığı, aralarındaki farkın kapanmasının 267,6 yıl alacağı öngörülmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün araştırma verilerine göre, Covid-19 salgınının kadınlar üzerindeki etkisi erkeklere oranla daha yıkıcı olmuştur; salgın döneminde erkekler yüzde 3,9 oranında işlerini kaybederken, kadınlarda bu oran yüzde 5 olarak gerçekleşmiştir. Tüm dünyada çeşitli seviyelerde seyreden toplumsal cinsiyet eşitsizliği sonucu kadınlar sağlıktan eğitime, siyasetten ekonomiye, işgücüne katılımdan gelir getiren işlerde çalışmaya, toplumsal yaşamın pek çok alanında ikinci plana itilmektedir.


Cinsiyet eşitliğinin “çarpan etkisi” giderek kabul görmektedir. Birleşmiş Milletler Kadın Raporu’na göre kadınların işgücüne daha fazla katılımı üretkenliği ve gelirleri artırmak yoluyla yoksulluğu da azaltmaktadır. Buna karşılık raporda kadın ve kız çocuklarına yönelik sistemli ayrımcılık, pek çok ülkenin yoksulluk hedeflerini ve diğer Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşmasını imkânsız hâle getireceği belirtilmektedir. Kadınların işgücüne katılımı ve sürdürebilir büyüme arasında pozitif bir ilişki vardır ve kadınların iktisadi yaşama katılımı, ekonomik büyüme için elzem bir gerekliliktir.


Pek çok kurum bugün artık toplumsal cinsiyet eşitliğinin de dahil olduğu tüm sosyal sorumluluk çalışmalarını “sürdürülebilirlik” çatısı altında toplamaktadır. Sürdürülebilir kurumlardan, toplumlardan hatta sürdürülebilir bir gezegenden bahsediyorsak ele alınan sosyal sorumluluk konusu ne olursa olsun çözümü noktasında bütünsel yaklaşımla ele alınması gerekmektedir.


Kadının güçlenmesinin küresel kalkınmadaki rolü nedir?

Tüm toplumların refah içinde, barış ve istikrar içinde yaşaması ancak küresel dayanışma içinde, yoksulluktan uzak, cinsiyet eşitliğinin sağlandığı, çevrenin korunduğu, temel hizmetlerin hak eksenli bir yaklaşımla insanlara sunulduğu bir ortamda mümkün olacaktır. Bu çerçevede yer alan kalkınma anlayışı, insan refahını ve iyilik halini kendine temel alan ve insanı kadın ve erkek olarak kendi içindeki farklılıklarıyla birlikte göz önünde bulunduran bir süreci işaret etmektedir.


Kalkınmayı sağlamak için kadını güçlendirmek gerekmektedir, bu gerçek küresel boyutta toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik çalışmalara önem kazandırmaktadır. Mc Kinsey’in 2016 yılında yayınladığı raporda; mevcut verilere göre kadınların güçlenmesinin, ekonomik büyümeye katkı sağlamaları yanında gelecek nesilleri yetiştirmede ve aile sağlığı üzerinde de olumlu ve önemli etkileri olduğunu gösterdiği belirtilmektedir. Deloitte 2011 Raporu’nda kadınların güçlenmesine yapılan yatırımın getirisinin yüksek olduğu belirtilmekte ve kamu ve özel sektör kuruluşlarına kadınların güçlendirilmesine yatırım yaparak ve kadınları üst yönetim kademelerine getirerek bu olanaktan faydalanmaları önerilmektedir. Goldman Sachs tarafından 2007 yılında hazırlanan raporda ise, kadın ve erkeklerin istihdam oranlarındaki farkın azaltılmasıyla birçok ülke ve bölgede gayrisafi milli hasıla oranlarında ciddi bir artış yapılabileceği belirtilmiştir.


Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin 5. Maddesi “Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve kadınların ve kız çocuklarının toplumsal konumlarını güçlendirmek” amacına göre, kadının güçlenmesi sürdürülebilir kalkınmanın temel dayanağı görülmektedir.


Kadın erkek arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi, kadının sosyo ekonomik ve kültürel yaşama katılımının sağlanması, kalkınmanın sağladığı imkanlardan eşit şekilde yararlanılmasının sağlanması ve kadının güçlendirilmesi için bu yönde çalışmalar yapılmakta, uluslararası kalkınma programları hazırlanmakta, ülkelere özel önlemler geliştirilmektedir. Küresel kalkınmanın liderleri başta Dünya Bankası olmak üzere, kadınların kalkınmanın bir parçası olmasını, işgücü ve piyasa verimliliğini arttıran ve dolayısıyla akıllı ekonomiler yaratan bir faktör olarak tanımlamakta ve "herkesin kazandığı" bir çözüm yarattığını ileri sürmektedirler.


Kadınların güçlendirilmesi, ekonomik hayata katılımı ve çalışma hayatında eşitliğin sağlanması sosyal sürdürülebilirlik, refah ve kalkınmanın gerekliliği olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla ülkelerdeki toplumsal ve ekonomik kalkınma süreçlerinde kadınların etkin rol oynaması, iş gücüne katılımda ve istihdamda hak ettikleri şekilde eşit oranlarda yer almaları, hem bireysel hem de toplumsal açıdan sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilebilmesinde önemli bir etkendir. Bu kapsamda kadın istihdamının artması, kadın yoksulluğunun önlenmesi, haneye giren daha yüksek gelir ve daha iyi yaşam standartlarına kavuşmak anlamına gelmektedir.


Kadın istihdamını neler etkiliyor? Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin istihdam alanında yarattığı olumsuz etkileri nasıl azaltabiliriz?

Kadınların ekonomik anlamda eşitliğe ulaşmalarındaki en önemli noktayı istihdam konusu oluşturmaktadır. Toplumsal kalıpların, kadın erkek cinsiyet rollerinin ekonomideki yansımasını analiz etmek, istihdam değerlerini neden sonuç ilişkili değerlendirmek açısından büyük önem taşımaktadır.


Üretime bulundukları katkıya rağmen yüzyıllar boyunca kadınlar, kalkınmanın nimetlerinden yeterince faydalanamamışlardır. Bugün dünyada yoksulluktan en çok etkilene