Kadın Çalışmaları Literatürüne Yeni Bir Katkı

Sosyal Sürdürülebilirlik Perspektifinden Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk

Sosyal Sürdürülebilirlik Perspektifinden Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk adlı yüksek lisans teziniz yayınlandı, öncelikle emeğinizi tebrik ederiz.

Kadın Çalışmaları Literatürüne Yeni Bir Katkı

Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik sosyal sorumluluk çalışmaları üzerine bir çalışma yapmaya nasıl karar verdiniz?

Sosyal sorumluluk konusu her zaman hem bireysel hem de profesyonel yaşamımın bir parçası oldu.


Çevre, çocuklar ve hayvanların korunmasına olan bireysel çabalarımın yanı sıra çalışma hayatında yürüttüğüm tüm çalışmalarda sosyal sorumluluk anlayışını daima gözettim, bulunduğum şirketlerde bu konunun benimsenmesi adına çalıştım.


Halkla ilişkiler alanında yüksek lisans eğitimine başladığımda da aklımda “iletişim alanında sosyal sorumluluk adına ben neler yapabilirim, işimi yaparken bu konuda nasıl daha fazla fayda yaratabilirim, kendimi nasıl geliştirebilirim” soruları vardı.


Yüksek lisansta ders aldığım sevgili hocam Prof. Dr. Ebru Özgen’in kurumsal sosyal sorumluluk alanındaki araştırma ve çalışmaları bana ilham oldu. Önce seminer projemi “Toplumsal Sosyal Sorumluluk Alanına Kurumsal İletişimin Katkısı” başlığıyla hazırladım. Yaptığım araştırmalar beni tezimde de sosyal sorumluluk alanında ilerlemeye yönlendirdi. Ancak biliyorsunuz sosyal sorumluluk alanının pek çok boyutu var. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusuna ilgi duymam ise üniversiteden sınıf arkadaşım sevgili Aylin Löle sayesinde oldu.


Onun eşitlik bilincinin yaygınlaşması için duyduğu heyecan, bu bilincin kalıcı bir kültüre dönüşmesi için yürüttüğü çalışmalar ve tabi Awen for Us’ın kuruluş hikayesidir beni bu alana çeken.


Sizce toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları literatürü ülkemizde önemseniyor mu, yeterli mi? Böyle araştırmalara yönelmek ve desteklemek neden önemli?

Türkiye’nin toplumsal cinsiyet eşitliği karnesi oldukça zayıf ve son derece ihmal edilmiş bir konu maalesef. Tez araştırmasına başladığımda ise halkla ilişkiler alanında akademik olarak bu konunun daha önce hiç ele alınmamış, tez çalışması hazırlanmamış olduğunu gördüm. Araştırmamda yeterli kaynağa erişememe riski vardı buna rağmen, ülkemizde yaşanan eşitsizlik sorununun boyutları beni bu alanda devam etmeye ve elimden gelenin en iyisini yapmaya itti.


Toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmalarının akademik boyutta ele alınması 90’lı yıllarda üniversiteler kapsamında kurulan “kadın çalışmaları araştırma ve uygulama merkezleriyle başlamış. Yani ülkemizde bu konuya dair literatürün geliştirilmesi sadece 25 - 30 yıllık bir geçmişe sahip. Avrupa’daki çalışmalar ile karşılaştırıldığında bu süreyi ve yürütülen çalışmaları tabi ki yeterli görmek mümkün değil.


Ben tez araştırmam sırasında Ankara Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi gibi üniversiteler tarafından kurulan “toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın çalışmaları merkezlerinin ürettiği çok sayıdaki kaynaktan yararlandım. Ayrıca örnek olarak incelediğim şirketlerin eşitlik çalışmalarında yine bu üniversitelerin eşitlik platformlarından destek aldıklarını gözlemledim.


Eşitlik konusunda çalışma yapmak isteyen şirketlere, bilgi ve araştırmalarıyla destek olabilecek bu merkezlerin varlığı, sorunlara kalıcı çözümler bulunması ve sosyal sürdürebilirliğin sağlanması açısından son derece sevindirici ve umut verici. Özellikle merkezlerin yaptığı araştırmalar güncel sorunların ortaya konmasını, konunun çeşitli boyutlarıyla gündeme taşınmasını ve çözüm için hareket geçilmesine katkı sunuyor.


Cinsiyet eşitliğinin “çarpan etkisi”nden bize biraz bahseder misiniz? Kadınların iktisadi yaşama katılımı, yoksulluk sorunu ve sürdürülebilirlik arasındaki bağlantıyı sizden dinleyebilir miyiz?

Bugün insanlık hem bireylerin hem de kurumların toplumsal sorunlara dair sorumluluklarını yerine getirmelerini zaruri kılan büyük bir sınavdan geçiyor. Tüm dünyayı derinden etkileyen, insanlığı tehdit eden sorunların en başında yoksulluk gelmekte. Küresel boyutta etkileri olan yoksulluk, açlık, sağlık sorunları, işsizlik, eğitim sorunları, çevre sorunları, eşitsizlik ve adaletsizlik gibi pek çok konuyu da beraberinde getirmekte.


Yoksullukla etkin mücadele edilmesi ve sorunun çözümü ancak konunun küresel boyutta ele alınmasıyla mümkün olacaktır. Bu konuda yapılacak sosyoekonomik ve siyasal iyileştirmeler toplumsal kalkınmanın da yolunu açacaktır. Dünya liderlerinin Birleşmiş Milletler organizasyonuyla bir araya gelerek derinleşen sorunlara daha net çözümler geliştirmek üzere geliştirdiği Sürdürülebilir Kalkınma için Küresel Amaçlar’ın önceliklendirdiği üç ana konu; aşırı yoksulluğu sona erdirmek, eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele ve iklim değişikliğini düzeltmektir.


Bu üç önemli işi başarmak için 17 küresel amaç üzerinde uzlaşma sağlanmıştır.


Kurumların sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk alanlarını belirlemesine de rehberlik eden Küresel Amaçları’ın sloganı “Hiç kimseyi arkada bırakmamak” olarak belirlenmiştir. Sürdürülebilir Kalkınma için Küresel Amaçlar’ın 5. maddesi olan toplumsal cinsiyet eşitliği, “toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak, kadın ve kız çocuklarını güçlendirmeyi” amaçlamaktadır.


Dünya liderlerinin önem ve aciliyetle çözüm sağlanması gerektiğini belirttiği eşitsizlik sorununun boyutları pandeminin de etkisiyle derinleşmiştir. İş gücü, istihdam ve ekonomik alanda yaşanan eşitsizlikleri, eşitsizlik boyutunun yoğun yaşandığı eğitim, sağlık ve şiddet konuları takip etmektedir.


Global araştırmalar ve endeksler göstermektedir ki hem dünya genelinde hem de ülkemizde çalışma hayatında kadının istidamı hızla azalmakta, toplumsal cinsiyet eşitsizliği göz ardı edilemeyecek boyutlara gelmektedir.


Sürdürülebilir kalkınma için en önemli koşul üretim faktörlerinin en yüksek seviyede ve verimlilikte kullanımının sağlanmasıdır. Üretim faktörleri arasında önde gelen işgücünün dünyadaki dağılımı için Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi raporlarına bakıldığında, erkeklerin lehine dengesiz bir dağılım olduğu görülmektedir. Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) “Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi Raporu 2021”e göre; COVID- 19 pandemisi öncesi cinsiyet eşitsizliğinin 99,5 yıl içinde son bulması beklenirken, bu hesaplamanın pandemide bir nesil daha geriye giderek 135,6 yıla çıktığı, aralarındaki farkın kapanmasının 267,6 yıl alacağı öngörülmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün araştırma verilerine göre, Covid-19 salgınının kadınlar üzerindeki etkisi erkeklere oranla daha yıkıcı olmuştur; salgın döneminde erkekler yüzde 3,9 oranında işlerini kaybederken, kadınlarda bu oran yüzde 5 olarak gerçekleşmiştir. Tüm dünyada çeşitli seviyelerde seyreden toplumsal cinsiyet eşitsizliği sonucu kadınlar sağlıktan eğitime, siyasetten ekonomiye, işgücüne katılımdan gelir getiren işlerde çalışmaya, toplumsal yaşamın pek çok alanında ikinci plana itilmektedir.


Cinsiyet eşitliğinin “çarpan etkisi” giderek kabul görmektedir. Birleşmiş Milletler Kadın Raporu’na göre kadınların işgücüne daha fazla katılımı üretkenliği ve gelirleri artırmak yoluyla yoksulluğu da azaltmaktadır. Buna karşılık raporda kadın ve kız çocuklarına yönelik sistemli ayrımcılık, pek çok ülkenin yoksulluk hedeflerini ve diğer Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşmasını imkânsız hâle getireceği belirtilmektedir. Kadınların işgücüne katılımı ve sürdürebilir büyüme arasında pozitif bir ilişki vardır ve kadınların iktisadi yaşama katılımı, ekonomik büyüme için elzem bir gerekliliktir.


Pek çok kurum bugün artık toplumsal cinsiyet eşitliğinin de dahil olduğu tüm sosyal sorumluluk çalışmalarını “sürdürülebilirlik” çatısı altında toplamaktadır. Sürdürülebilir kurumlardan, toplumlardan hatta sürdürülebilir bir gezegenden bahsediyorsak ele alınan sosyal sorumluluk konusu ne olursa olsun çözümü noktasında bütünsel yaklaşımla ele alınması gerekmektedir.


Kadının güçlenmesinin küresel kalkınmadaki rolü nedir?

Tüm toplumların refah içinde, barış ve istikrar içinde yaşaması ancak küresel dayanışma içinde, yoksulluktan uzak, cinsiyet eşitliğinin sağlandığı, çevrenin korunduğu, temel hizmetlerin hak eksenli bir yaklaşımla insanlara sunulduğu bir ortamda mümkün olacaktır. Bu çerçevede yer alan kalkınma anlayışı, insan refahını ve iyilik halini kendine temel alan ve insanı kadın ve erkek olarak kendi içindeki farklılıklarıyla birlikte göz önünde bulunduran bir süreci işaret etmektedir.


Kalkınmayı sağlamak için kadını güçlendirmek gerekmektedir, bu gerçek küresel boyutta toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik çalışmalara önem kazandırmaktadır. Mc Kinsey’in 2016 yılında yayınladığı raporda; mevcut verilere göre kadınların güçlenmesinin, ekonomik büyümeye katkı sağlamaları yanında gelecek nesilleri yetiştirmede ve aile sağlığı üzerinde de olumlu ve önemli etkileri olduğunu gösterdiği belirtilmektedir. Deloitte 2011 Raporu’nda kadınların güçlenmesine yapılan yatırımın getirisinin yüksek olduğu belirtilmekte ve kamu ve özel sektör kuruluşlarına kadınların güçlendirilmesine yatırım yaparak ve kadınları üst yönetim kademelerine getirerek bu olanaktan faydalanmaları önerilmektedir. Goldman Sachs tarafından 2007 yılında hazırlanan raporda ise, kadın ve erkeklerin istihdam oranlarındaki farkın azaltılmasıyla birçok ülke ve bölgede gayrisafi milli hasıla oranlarında ciddi bir artış yapılabileceği belirtilmiştir.


Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin 5. Maddesi “Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve kadınların ve kız çocuklarının toplumsal konumlarını güçlendirmek” amacına göre, kadının güçlenmesi sürdürülebilir kalkınmanın temel dayanağı görülmektedir.


Kadın erkek arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi, kadının sosyo ekonomik ve kültürel yaşama katılımının sağlanması, kalkınmanın sağladığı imkanlardan eşit şekilde yararlanılmasının sağlanması ve kadının güçlendirilmesi için bu yönde çalışmalar yapılmakta, uluslararası kalkınma programları hazırlanmakta, ülkelere özel önlemler geliştirilmektedir. Küresel kalkınmanın liderleri başta Dünya Bankası olmak üzere, kadınların kalkınmanın bir parçası olmasını, işgücü ve piyasa verimliliğini arttıran ve dolayısıyla akıllı ekonomiler yaratan bir faktör olarak tanımlamakta ve "herkesin kazandığı" bir çözüm yarattığını ileri sürmektedirler.


Kadınların güçlendirilmesi, ekonomik hayata katılımı ve çalışma hayatında eşitliğin sağlanması sosyal sürdürülebilirlik, refah ve kalkınmanın gerekliliği olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla ülkelerdeki toplumsal ve ekonomik kalkınma süreçlerinde kadınların etkin rol oynaması, iş gücüne katılımda ve istihdamda hak ettikleri şekilde eşit oranlarda yer almaları, hem bireysel hem de toplumsal açıdan sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilebilmesinde önemli bir etkendir. Bu kapsamda kadın istihdamının artması, kadın yoksulluğunun önlenmesi, haneye giren daha yüksek gelir ve daha iyi yaşam standartlarına kavuşmak anlamına gelmektedir.


Kadın istihdamını neler etkiliyor? Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin istihdam alanında yarattığı olumsuz etkileri nasıl azaltabiliriz?

Kadınların ekonomik anlamda eşitliğe ulaşmalarındaki en önemli noktayı istihdam konusu oluşturmaktadır. Toplumsal kalıpların, kadın erkek cinsiyet rollerinin ekonomideki yansımasını analiz etmek, istihdam değerlerini neden sonuç ilişkili değerlendirmek açısından büyük önem taşımaktadır.


Üretime bulundukları katkıya rağmen yüzyıllar boyunca kadınlar, kalkınmanın nimetlerinden yeterince faydalanamamışlardır. Bugün dünyada yoksulluktan en çok etkilenen bölümü yine kadınlar oluşturmaktadır. Toplumsal kalıplar nedeniyle kadının çalışma hayatında yer alması halinde dahi, ev içi ve çocuk bakım hizmeti görev ve sorumlulukları devam etmektedir.


Kadının toplum içindeki konumunu belirleyen en somut göstergelerden biri toplumsal üretimdeki yeri ve bunun koşullarıdır. Bir ülkede kadınların toplumsal üretimdeki yeri, çalışma şartları, yaptıkları işler ve görevleri, kazandıkları ücret oranlarına bakılarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin ne denli sağlandığı hakkında fikir edinmek mümkün olmaktadır. Eğitim alma imkanına sahip olan kadınlar, bir sonraki adımda çalışma hayatına atılma aşamasında da engeller ve sınırlanmalarla karşılaşmaktadırlar.


Bu sınırlandırmalar kadınları belirli meslekler ve belirli çalışma alanlarını seçmeye yönlendirmektedir. Kadınlar ağırlıklı olarak emek yoğun, düşük ücretli, yükselme şansı olmayan iş alanlarına yönlenmek durumunda kalmaktadırlar. Bunun yanı sıra çalışan kadınların iş hayatındaki görev ve sorumlulukları, annelik ve evdeki eş sorumluluğunun devamı ve tamamlayıcısı olması beklenmektedir. Çalışma hayatı ile aile hayatı arasında denge sağlanabilmesi için, kadının ailede yüklenmiş olduğu sorumlulukların eşleri arasında paylaşılması ve devletin yasal uygulamalarla yapacağı katkı büyük önem taşımaktadır.


Kadınların çalışma hayatında yer alması insan özgürlüğü bakımından da önemlidir. Kadın birey olarak ekonomik özgürlüğe sahip olmadıkça, ailesindeki bir erkeğin himayesi altında yaşamak zorunda kalmaktadır. Ekonomik özgürlüğünü kazanmak ayrıca kadına, hane içi şiddet, taciz gibi durumlarda mücadele etme şansı da vermektedir.


Kadınların istihdama katılmaları ülkeden ülkeye değişkenlik gösterirken, kadın istihdamını etkileyen önemli unsurlar arasında; sosyokültürel etkenler, eğitim, kentleşme, medeni durum, ekonomik şartlar, toplumsal kalıplar ve roller ile ev içi bakım hizmetleri yer almaktadır. Öte yandan kadın istihdamını şekillendirmede kilit bir konumda “aile” bulunmaktadır. Aile toplumsal cinsiyet ideolojisinin oluştuğu ve geliştirildiği alanı oluşturmaktadır.


Kadınların istihdama katılmasının önündeki tüm engellerin bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilmesi ve buna yönelik hem devlette hem de özel sektörde ilgili politikaların geliştirilmesi gerekmektedir. Başta devlet olmak üzere, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ile tüm kadın ve erkek bireylerin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda üstlerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi sosyal sürdürülebilirlik, ekonomik kalkınma ve refah açsından önem taşımaktadır. Bu alanda gösterilecek çabalarının tüm kurum ve kuruluşları kapsayacak biçimde gerçekleştirilmesi eşitliğin sağlanması için önem taşımaktadır.


Tezinizde sosyal sürdürülebilirlik yaklaşımıyla toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda, UNDP Türkiye Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Uzmanı Aslı Çoban - Awen for Us Platformu Kurucusu ve Sosyal Sorumluluk Projeleri Danışmanı Dr. Aylin Löle - İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Itır Erhar’ın görüşlerine de yer verdiniz.
Sürdürülebilir ve eşit bir gelecek için neler söylediler?

Başta bahsettiğim gibi toplumsal cinsiyet eşitliği konusu daha önce iletişim ve halkla ilişkiler boyutuyla ele alınmamıştı. Sosyal sürdürülebilirlik yaklaşımıyla konuyu irdeleyen bir çalışma da literatürde yer almıyordu.


Dolayısıyla ben de tezimin “Sosyal Sürdürülebilirlik Yaklaşımıyla Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” bölümünü özgün bir araştırmayla, konunun uzmanlarıyla yaptığım görüşmelerden elde ettiğim bilgilerle oluşturdum.


Görüş aldığım uzmanların her biri kendi yürüttüğü projeler ve çalışmalar üzerinden çok değerli bilgiler paylaştılar. Bu görüşmelerden ortaya çıkan pek çoğu birbirlerini destekleyen görüşleri şu şekilde özetleyebilirim:


- Özel sektörün toplumsal cinsiyet alanındaki sorumluluk anlayışı, sosyal sorumluluktan sürdürülebilirliğe doğru evrilmiştir.


- Kurumların toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmaları sadece topluma yönelik çalışmalar olmaktan çıkmış, şirketlerin kendi dönüşümlerini de ele aldıkları proje ve programlara dönüşmektedir.


- Eskiden kurumların bu alandaki çalışmaları eşitlik için iletişim ile sınırlıyken, bugün bu anlayışın globalde değişmesi için kurumun kendi faaliyetlerinde yapılabileceklerini geliştirmesi anlayışı gelişmeye başlamıştır.


- Özel sektörün bu konuda kendi iç işleyişlerine bakması, bir yandan dönüşürken bir yandan da dışarıya yönelik dönüştürücü rol oynaması için desteklenmesi önem arz etmektedir.

- Kadınların geleceğin işlerindeki varlıklarının artırılmasına yönelik programları ifade eden “Yeşil dönüşüm” programları bu alanda büyük önem taşımaktadır.


- Yapılan çalışmaların çeşitli standartla ölçümlenmesi ve raporlanması sürdürülebilirlik sağlaması ve değer yaratılması açısından gerekli ve zorunlu görülmektedir.


- Erkekler bu konunun bir parçasını oluşturacak şekilde çalışmalara dahil edilmelidir.


- Toplumsal cinsiyet eşitliğinde iletişimin hem “eşitlikçi iletişim”i gerçekleştirmek hem de teşvik mekanizması oluşturmak anlamında iki önemli görevi bulunmaktadır. Hem kurumlar içinde hem de STK ve birlikler gibi bu işin kolaylaştırıcı ve destekleyici mekanizmalarında iletişim yapısı çok güçlü kurgulanmalıdır. Eşitlik kısmının bir bölümünü teknik konular oluştururken, diğer bölümünü de ortaklıklar geliştirmek açısından iletişim oluşturmaktadır. Bugün gelinen noktada toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmaları iletişim birimleri odaklı olmaktan çıkıp, çok birimli bir iş haline gelmiştir.


- Şirketler sürdürülebilirlik departmanları ve raporlama departmanları çok birimliliği oluşturmaya çalışmaktadırlar.


- Özel sektörde toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarında dönüşümü şu üç amacın motive edeceği belirtilmiştir; ilki kurumun tüm paydaşlarla olan iletişiminin güçlendirilmesi, ikinci olarak tedarik zinciri mekanizmalarının aradığı standartların itici güç oluşturması ve son olarak da devlet teşvikleri ile finansmana erişim sağlayan teşviklerden kullanma kolaylığı sağlanması yer almaktadır.


- Kadın emeğini hayatın her alanında görünür ve değerli kılmanın, cam tavanlara takılmadan sürdürülebilir bir geleceği tasarlamanın yolunun, eşitlik için birlikte değer yaratmaktır.


- Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir ‘kadın sorunu’ değil, bir ‘insanlık sorunu’ olduğu kabul edilmelidir. Sürdürebilirlik kavramıyla birlikte oluşan ‘green washing’, toplumsal cinsiyet eşitliğine kalıcı çözüm üretmeyen yapıların oluşturduğu ‘purple washing’in gölgesinde kalmamalıdır.


- Bu alanda yürütülen çalışmalar bütünsel, kapsayıcı, ölçülebillir ve sürdürülebilir olmalı, PR malzemesi üretmek üzere çalışmalar yapılmamalıdır.


- Eşit işe eşit ücret uygulamayan, yönetim kademesinde kadın liderliğini desteklemeyen, insan kaynakları politikalarını toplumsal cinsiyet eşitliği düzlemine oturtma konusunda dönüşüm göstermeyen, hak temelli çalışma barışının olmadığı, ekosisteme zarar vermeden üretim süreçlerini yapılandırmayan, adil ticareti göz ardı eden, etik kodları olmayan, sorumlu üretimden uzak şirketlerin gerçek anlamda toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alan kurumsal sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirmesi de mümkün olmayacaktır.


- Sürdürülebilirliği kaçınılmaz bir dönüşüm olarak iş modellerine yansıtan, toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı kurumsal sosyal sorumluluk ve çalışan gönüllülüğü projeleri yapan kurumlar çalışmalarıyla öne çıkabilmektedir.


- Toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili sürdürülebilir kurumsal sosyal sorumluluk projelerini hayata geçiren şirketler, kendi iş süreçlerini de bu sistematiğe göre organize etmektedir.


- İyi örneklerin öğreticiliğinden yola çıkarak, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinde hayata geçirilen sürdürülebilir, sosyal fayda yaratan kurumsal sosyal sorumluluk projeleri alana katkısı son derece önemlidir.


- Kadın çalışan sayısı mühendislik gibi teknik alanlar ile geleceğin işleri denilen blok zincir, kodlama, NFT, yazılım gibi alanlarda kadın çalışan sayısı çok düşüktür. Kurumlar bu alanlarda daha çok kadını istihdam etmek istediklerinde bu işler özelinde yetişmiş kadın açığıyla karşılaşmaktadırlar.


- Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında kadının ev içi bakım hizmetlerinin azaltılması önemli bir konuyu teşkil etmektedir. Ev içi bakım hizmetine eşitlikçi çözümler bulunmadan, kurum içinde eşitlik rakam hedeflerine ulaşmak sürdürülebilir olmayacaktır.


- Kurumlar toplumsal cinsiyet eşitliğinde kök nedenlere inmeli, onlardan bir tanesi seçilerek odaklanmalı, ya alana kadın yetiştirecek ya da bakım yükü hafifletecek programlarla bu konu içselleştirilmelidir.


- Kurumlar sayı hedeflerine ulaşmak gibi geçici çözümler yerine iyi örnekleri konuşmalı ve artırmalıdır.


- Kurumların cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık politika metinlerini oluşturmaları ve şirket yetkililerine bu metinleri imzalatmaları uygulamaların başarıyla hayata geçirilmesinde büyük önem taşımaktadır. Şirketlerdeki toplumsal cinsiyet eşitliği organizasyonunun yapılanması en tepeden CEO seviyesinden sahiplenilmeli, konunun sözcüsü de CEO olmalıdır.


- Toplumsal cinsiyet eşitliğinde ideali kadın erkek ikili cinsiyet yaklaşımının ötesinde geçilmesidir.


- Toplumsal cinsiyet eşitliğini bir sorumluluk değil, zorunluluk olarak görmek sürdürülebilirlik perspektifinden 360 derece bakıldığını göstermektedir.


- Kurumlar bu çalışmaları yürütmek üzere ilgili STK ve üniversitelerden uzmanlık desteği ve danışmanlık almalıdır.


Şirketlerin toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alan projeler geliştirmeleri neden gerekli? Nereden başlamalılar?

Şirketlerin öncelikle sürdürülebilir bir gelecek sağlamak istiyorlarsa “eşitlik” için üstlerine düşeni yapmaları gerektiğini kabul etmeleri gerekiyor. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorunu bir kadın sorunu değil insanlık sorunudur.


Bu sorun için kalıcı çözümler üretilemezse şirketlerin, kurumların, ülkelerin devamlılığını kesintiye uğratacak hem sosyal hem de ekonomik boyutta başka büyük sorunları da beraberinde getireceği aşikardır.


Şirketler eşitlik çalışmalarında, çeşitli sebeplerle yapmak zorunda kaldıkları göstermelik, gerçek fayda yaratmayan, içeriği boş, samimi olmayan “purple washing” çalışmalardan da uzak durmalı, yapılacak çalışmaların bütünsel, kapsayıcı, ölçülebilir ve sürdürülebilir olması sağlanmalıdır.


Günümüz koşulları içinde şirketlerin toplumsal sosyal sorumluluk çalışmalarıyla öne çıkabilmesi ancak hem içeride hem de dışarıda bu konunun içselleştirilmesiyle mümkün olacaktır.


Bir yandan sosyal sorumluluk olarak görüp bulundukları çevrenin eşitsizlik sorununa gerçek çözümler sunan sürdürülebilir projeler geliştiren şirketler diğer yandan da; içeride eşit işe eşit ücret uyguladıklarında, yönetim kademesinde kadın liderliğini desteklediklerinde, insan kaynakları politikalarını eşitliği gözettiklerinde, hak temelli çalışma barışını uyguladıklarında, ekosisteme zarar vermeden üretim süreçlerini yapılandırdıklarında, adil ticaret yaptıklarında, etik kodlara sahip olduklarında, sorumlu üretim yaptıklarında yarattıkları faydayı sürdürülebilir kılıp fark yaratacaklardır.


Bu alanda çalışma yapmak isteyen şirketler toplumsal cinsiyet eşitliğinde tespit ettikleri sorunların kök nedenlerine inmeli, onlardan bir tanesi seçerek ona odaklanmalı ve bu konu tüm şirket genelinde içselleştirilerek süreç yönetilmelidir.


Şirketlerin toplumsal cinsiyet eşitliğini bir sorumluluk değil, zorunluluk olarak görmeleri onların sürdürülebilirliğe bütünsel yaklaştıklarını göstermektedir. Eşitlik alanında çalışma yapmak isteyen şirketler, bu alanda araştırma ve projeler yürüten ilgili STK ve üniversitelerden uzmanlık desteği ve danışmanlık aldıklarında daha iyi işler ortaya çıkacak, yaratılan fayda da büyüyecektir.


Toplumsal cinsiyet eşitliği, kapsayıcılık ve sürdürülebilir kalkınma konularında çalışma yapmak isteyenlere sizin tavsiyeleriniz neler olur? Alanda ‘çalışması faydalı olur’ diyeceğiniz başlıklar neler?

Hazırlamış olduğum tez çalışması sonucunda ulaştığım sonuçlar şunlar oldu: Toplumsal cinsiyet eşitliğini bütünsel olarak ele alacak, toplum genelinde farkındalığın artırılmasına katkı sunacak, iyi örneklerin konuşulacağı platformların artırılması gerekmektedir. Konuya özel etkinliklerin, yazılı ve görsel mecraların, akademik tartışma ortamlarının, araştırmaların ve raporların sayıca artması, kapsam olarak genişletilmesi ve yaygınlaştırılması alana katkı sunulması açısından büyük önem taşımaktadır.


Düzenlenecek olan etkinliklerin; eşitlik uygulamalarını yöneten, geliştiren, katkıda bulunan ve uygulayan her ölçekteki kurumların iletişim ve sürdürülebilirlik departmanları başta olmak üzere, STK’ları, devlet ve yerel yönetimlerin ilgili birimlerini, bu konuda araştırma ve akademik çalışmalar yürüten üniversitelerin ilgili bölümlerini, akademisyenleri, araştırmacıları, sosyal girişimcileri, basın mensuplarını ve medyayı bir araya getirecek, tüm tarafları kapsayan bir çerçevede geliştirilmesi gerekmektedir.


Son olarak Awen for Us takipçileri için soralım, Sibel Keyvan’ın eşitliğe verdiği söz nedir? Eşitlik’te Söz’ünüz nedir? 😊

Tez araştırmam bana gösterdi ki bu konuda bilmediğim çok şey var, ben öğrenmeye istekli ve hevesliyim ve bu konuda çalışmaya devam edeceğim. Bu araştırmada öğrendiklerimi daha geniş kitlelerle paylaşmanın alana katkı sağlayacağına inanıyorum. Bu sebeple tez çalışmasından öncelikle akademik bir makale oluşturacağım ve ardından kitap haline getireceğim.


Eşitlik’te Söz’üm: Bir iletişim profesyoneli olarak yürüttüğüm her çalışmada toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını gözeteceğime, danışmanlık verdiğim şirketlere eşitliğin sosyal sürdürülebilirlik pespektifinden bir sorumluluk değil zorunluluk görülerek, diğer tüm sorumluluklarla birlikte bütünsel ele alınması gerektiğini vurgulayacağıma söz veriyorum.


Teşekkür ederiz.